Canım Aliye, Ruhum Filiz - Sabahattin Ali

Canım Aliye, Ruhum Filiz - Sabahattin Ali

Yazarın bu kitabında daha çok Aliye hanıma gönderdiği mektupları görüyoruz. Az sayıda ise kızı Filiz’e yazdıkları var. Gelen cevaplar kitaba konmamış. Mektupların aslının fotoğrafları da kitapta her mektuptan önce mevcut bulunuyor. Eşine yazdığı 1948’lere kadar olan mektupların tamamı Osmanlıca olarak arap harfleriyle kaleme alınmış. Kızı Filiz’e ise yeni harflerle, Latin harfleriyle yazmış. Eşine hitaben yazdığı bazı mektupların altına ise kızına hitaben yine yeni harflerle kısa mektuplar iliştirmiş.

Aliye hanıma yazdığı mektuplarda “Hemen yaz”, “Mufassal(ayrıntılı) mektup yaz”, “Uzun uzun yaz” gibi ibareler yazarın ruh halini ortaya koymaya yardımcı oluyor.

Şimdi bu mektuplara bakıp günümüzü düşününce teknoloji sadece mektupları değil anlaşılan kişiler arasındaki duyguları da ortadan kaldırmış. Kâğıttan alınan kokunun sevgiliyi çağrıştırması, elinizin dokunduğu kâğıda sevdiğinizin de dokunduğunu bilmek. Belki de geçmişteki aşkları köpürten, özlemleri yücelten böylesi bir duygu idi, kim bilir.

Kitaba dönecek olursak mektuplardan Âli’nin yaşamının seyrine şahit oluyoruz. Aliye hanım ile nişanlı oldukları dönemde sevgi dolu ifadeler öne çıkıyor. Mesele 17. Sayfada Aliye hanım daha önce gönderdiğini düşündüğümüz mektupta “Ben fena kız değilim, senin meyus olmayıp saadetin için hayatımı fedaya hazırım” yazmış. Bunun üzerine Sabahattin Âli “Aliye, bana böyle şeyler yazma… Sonra sana deli gibi aşık olurum” sözleriyle içinden gelenleri coşkuyla mektuba dökmüş.

Yine aynı sayfadan benim çok sevdiğim bir ifade var. Aşkın en saf ve temiz hali duygulara ve kağıda bakın ne güzel dökülmüş. Aliye hanım; “Beni istediğim kadar sevmezsen ölürüm” şeklinde duygularını diler getirmiş. Bunun gibi etkileyici ifadeler devam ediyor. Bir zaman sonra evleniyorlar, çocukları oluyor. Kimi zaman işi gereği, kimi zaman mahpusluk derken hep uzaklardan yazıyor Âli.

sabahattin ali
Sabahattin Ali

Yazarın duygu düşünce dünyasının yanında başına gelen hadiselere de şahit oluyoruz. Mesela bir seferinde Edremit civarlarında dolaşıp, dağlarda köylerde gezerek ruhunu dinlendirmeye çalıştığı sıralarda yakalanıp kelepçeleniyor. Sebebi ise oralarda iki casus yakalanmış biri kaçmış diğeri de jandarmalardan birini vurup kaçmış. Kaçan ise orta boylu, gözlüklü ve şişmanca imiş. Tam da o sıralarda oralarda gezerken bizim talihsiz Âli’yi bulmuşlar. Bir yerden telefon edilip kendisinin suçlu olmadığı ortaya çıkınca kurtulabilmiş. 6 saat kadar kelepçeli vaziyette köylülerin eğlencesi olduğu yanına kar kalmış.

Hayatının sonuna kadar davalardan korkmadan doğru bildiğinden şaşmadan dik durmaya çalışmış (çalışmış diyorum çünkü Atatürk aleyhinde yazılarından sonra öğretmenlikten atılmış Konya da hapis yatmış, ardından Atatürk’ü öven bir şiir yazınca yeniden öğretmenliğe kabul edilmiş, bunlar bu kitapta yok başka kaynaklardan okunabilir), ancak ailesinden uzak kalmanın verdiği üzüntüyle olsa gerek bir yerden sonra artık pes etmiş.

145. sayfada 10 Ocak 1948 tarihli mektubunda Âli’nin pes ettiğini, artık mahkemelere düşmek istemediğini itiraf eden, dostları tarafından yalnız bırakıldığından şikâyet eden satırlar altı çizilmesi gereken ifadeler barındırıyor.

“Mehmet Ali’nin çıkaracağı gazeteye yardım edeceğim. Fakat mesuliyete iştirak edecek değilim, merek etme. Bundan sonra birazda dostlar kahramanlık etsin. Ben elimden geleni yaptım ve bu hale geldim. Dünkü takdirkârlarımız şimdi yüzümüze bakmıyor. Artık pes dedim.”

Bir önceki mektubunda “Ne ise arkadaşlara (ama sahiden arkadaş kalanlara) selam” yazmış ki arkadaşlarından bir kısmına sitemli olduğunu görüyoruz. (Osmanlıca yazılan mektubun aslında da aynen böyle parantez içine alarak bu satırları yazmış) Aslında yazarın başına gelenler, hele de arkadaşlarından göremediği destek bu coğrafyanın insanlarını hiç şaşırtmıyor. Bu topraklarda, bu millet için öne atılan, söz söyleyen, gaflet uykusundan uyandırmaya çalışanların kaderidir bu yalnızlık.

En verimli çağında kalleşçe katledilen talihsiz genç adam, yine başka bir mektup dolusu kitabın adı da olacak o sözleri “Hep genç kalacağım” sözlerini içine doğarak mı söylemişti acaba?

Hep genç kaldı, Allah rahmet eylesin. Yazık olmuş okudukça insan üzülüyor, okudukça içi acıyor. Umarım ve dilerim ki benzer cinayetler bir daha yaşanmaz.

Okuyalım, anlamak ve hissetmek için, duyarcasına.

 


Tags:  aliye ,   filiz ,  sabahattin ali


Ebülten

Haftalık Ebültene Abone Olun, Laravel hakkında gelişmelerden haberdar olun.