İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

Okuduğum kitaplar hakkında notlar tutup hem daha sonra hatırlayabilmek hemde başkaları için belki yararlı olur düşüncesiyle bir şeyler karalamak istedim. Elbette bilgisayar çağında bu, klavye tuşlarını şıkırdatmak olarakda tezahür edecekti. Yaklaşık bir yıldır düzenli bir kitap okuma sürecinin içerisine kendiliğimden dahil oldum. Yıllar evvel askere gidecekken başlayıp askerde süren ve terhis ile birlikte sonlanan bu kitap okuma sürecim bu kez daha sağlıklı ilerleyecek gibi. 


Kendimle alakalı kısmı kısa tutmaya çalıştığım bu girişten sonra galiba tüm eserlerini satın alıp ilerde kurma hayalimi canlı tuttuğum kütüphanemde güzel bir yeri olacak olan bu kıymetli yazarın son okumuş olduğum "İçimizdeki Şeytan" isimli eseri ile başlamak istiyorum maceraya. Yukarıda da sözünü ettiğim gibi "İçimizdeki Şeytan" isimli eseri Yapı Kredi Yayınlarından satın aldım. 1 Ocak 2019’dan itibaren telif yasası gereği ölümünün üzerinden 70 yıl geçtiği için Sabahattin Ali’nin eserleri kamu malı niteliğine geçti ve tüm yayınevleri hiçbir telif ödemeksizin yılbaşından bu yana yoğun olarak kitaplarını basmaya başladılar. Yayın haklarını elinde bulundurup yıllarca kitaplarını basan Yapı Kredi Yayınlarından satın almayı tercih ettim. Diğer yayınları incelemedim ancak köklü bir kuruluş olduğundan güvendim ve açıkçası memnunum bu tercihim için. 

Sabahattin Ali
Sabahattin Ali

Kitabın ilk sayfasında Sabahattin Ali’nin bir biyografisi var tam sayfa boyunca, eserleri, hayatı vb. Girişte yaklaşık beş sayfalık Selim İleri’nin  “Belki de İktidardaki Şeytan” başlıklı bir yazısı mevcut. Bu yazıda Sabahattin Ali’nin eserleri ile 1960’lı yılların başında nasıl tanıştığı, (o dönemde eserleri yasaktı, 1948-1965) bu eserlerin üzerinde bıraktığı etki, eserlerde geçen karakterlerin tahlili gibi konular yalın bir dille ifade edilmiş ki bu yazıyı da Ali’yi daha iyi anlamak için okumanızı tavsiye ederim.


Esere gelince; ana karakter olarak bir akrabasının sayesinde posta memurluğu işinde 40 lira gibi çok küçük bir ücrete çalışan ve ciddi biçimde parasızlık çeken, hayalperest, irade yönünden biraz zayıf, eğlenceye düşkün kısacası uçarı bir genç olan Ömer var.  Ömer’in vapurda karşılaştığı ve sonradan Balıkesir’den uzaktan akrabası olduğunu öğrendiği, Ömer’in aksine güçlü bir karaktere sahip, ne istediğini bilen Macide var. Balıkesir’de iken piyano konusundaki yeteneği keşfedilen, sonra genç ve yakışıklı müzik öğretmeni Bedri’nin yaşlı müzik hocasının yerine tayin olması ile daha iyi bir eğitim almaya başlayan Macide bir yanlış anlama ile zor durumda kalır. Bedri ile hiç akıllarında yokken sadece bakışmalar eşliğinde bir yakınlaşma olur. Sonraki yıl Bedri İstanbul’da kalır ve Macide de onu unutmaya başlar. 


Okul bitince Macide’nin İstanbul’daki akrabası Emine Teyze, kızı çok beğenir ve onun bu yetenek ve bu güzellikle genç yaşta evlendirilmesine mani olmak için ailesini ikna edip İstanbul’a götürür. Orada bu genç kız konservatuvara girip eğitim almaya başlar. İşte Ömer vapurda bu Macide’yi görür ve görür görmez aşık olur. Kızın yanındaki orta yaşlıca kadın ise Macide’yi alıp İstanbul’a getiren Emine Teyzedir. Vapurdaki bu karşılaşma Macide’nin İstanbul’a gelmesinin üzerinden yaklaşık 6 – 7 ay sonra gerçekleşmiştir. O sıralarda Macide’nin babası vefat etmiştir ancak Emine Teyzesi kıza henüz söyleyememiştir. 


Emine Teyzenin eşi Galip Amcanın işleri yolunda gitmemektedir, bir de üstüne Macide’nin babası ölüp aydan aya yolladığı para kesilince homurdanmaya başlayacaktır. Ömer tam böyle bir zamanda kıza kendini ısındırır, içinden geçenleri tüm içtenliğiyle açıklar, ilan-ı aşk eder. Macide mizacı gereği hep diğer kızlardan farklı olmuştur ama o da beğenilmek, arzu edilmek, ilgi görmek karşısında pes eder ve koskoca şehirde sığınacak güvenli ve gerçekten sevip sevileceği bir limana iltica eder. Sürekli okul çıkışı Macide ile Ömer gezerler, bazen gece geç saatlere kadar ve iyiden iyiye yakınlaşmaya başlarlar. Derken bunları da bahane eden Emine Teyzesi ve Galip Amcası birde kızları Semiha’dan iyice bıkan Macide, bir gece adeta “artık bu evde kalma” anlamına gelen sözlerden sonra apar topar bavulunu toplar ve evden çıkar. Ne şanslıdır ki Balıkesir’e dönemeyecek olan ama İstanbul’da da ne yapacağını bilemeyen Macide kapıda kötü birşeyler olacağını sezen Ömer ile karşılaşır. Ömer onu evine götürür ve artık karı koca olurlar. En kısa sürede de nikah işlemlerini başlatacaklardır. 


Geçim sıkıntısı çekeceklerki bu beklenen bir  şeydir, Ömer’in arkadaşları Profesör Hikmet, Muharrir Hüseyin Bey, İsmet Şerif ve Nihat gibi kişiler ise ara sıra toplanırlar ve bizimkileri de alıp sazlı sözlü yerlere eğlenmeye götürürler. Macide bu kişilerden hiç hazzetmez, başlarda "Ömer’in arkadaşları ise mutlaka iyi tarafları vardır zamanla fark ederim" diye düşünür. Ancak başlangıçtaki düşüncesinde son derece haklıdır, bunlar bol bol gevezelik edip güya fikirler savurup dururlar ancak içi boş kişilerdir. Böyle bir eğlence esnasında Bedri ile karşılaşırlar, meğer müzik öğretmeni Bedri Balıkesir’den Ömer’in arkadaşıdır. Tekrar Macide ile Bedri karşılaşmış olurlar. Ömer ne kadar olumsuz karakterini günden güne daha çok sergileyip duruyorsa Bedri’de o oranda olumlu özellikleri ile Macide’nin iç dünyasında öne çıkmaktadır. Sonunda Macide uzun sayılabilecek bir mektup yazarak Ömer’e veda etmek ve intihara sürüklenmek üzereyken Ömer’in ilgisi olmayan bir konuda hapse düştüğünü öğrenir. Bedri bu dönemde Macide ile belirli aralıklarla Ömer’i ziyarete gider ancak Ömer’in Macide’ye tavırları değişmiştir ve sonunda sadece Bedri’yi yanına kabul edip ona Macide’den ayrılacağını söyler ve onları yalnız bırakır. 


Romana adını veren “İçimizdeki Şeytan” Ömer ile uğraşıp durur, onu sürekli hatalara sevk eder, tembelliğe boğar, yanlışlar yaptırır durur. Ömer’in bir kabahati yoktur aslında hepsi şeytanın suçudur. Hem de içinde mezkur bulunan şeytanın. Ömer içindeki şeytandan kurtulacaktır ama bedeli ödenerek, Macide’den olarak ödeyecektir yaşadığı ve yaşattıklarının cezasını bir nevi. 


Her okuduğum kitaptan zaman zaman bazı alıntılar yapmayı düşünüyorum. Kitaplarımı çizmeye nedense kıyamıyorum o nedenle alıntılarla idare edeceğim. Kitabın 200. sayfasında Bedri tamda Macide’nin düşüncelerine paralel olarak Ömer’in arkadaşlarının ne kadar faydasız ve içi boş tipler olduğunu anlatırken; 
… İnsanların zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır... 

der. 
 

Sabahattin Ali’nin bu eseri okumaya değer, tüm eserleri gibi. 

 


Tags:  macide ,  bedri ,  sabahattin ali ,  ömer ,  İçimizdeki Şeytan


Ebülten

Haftalık Ebültene Abone Olun, Laravel hakkında gelişmelerden haberdar olun.