Moğolistan Seyahatnamesi - Plano Carpini

Moğolistan Seyahatnamesi - Plano Carpini

Orta Asya, Türk Tarihi ve genel olarak tarihimizi merak eden birisi olarak Klasik Dünya Edebiyatı dışına çıktığımda bu türden kitaplar okumayı tercih ediyorum. Plano Carpini ile tanışmamız 3 Aralık 2013'deki "Teke Tek" programında Celal Şengör hocanın (müthiş bir bilim adamı) Moğolları anlatması ile oldu. Bu şişman Avrupalı elçinin başından geçen hikâye çok hoşuma gitti.


Dipnot okumayı sevmeyenlere kötü haberim var. Her sayfanın ortalama üçte biri dipnotlara ayrılmış. Bunlar çevirmenin, anlatılan konu ve olaylarla ilgili olarak adı geçen kişi, olay ve devletlerle ilgili verdiği faydalı bilgiler içeriyor. Ben yine de severek okudum, ama o kısımları okumazsanız da olur.

Bu kitabın önemi şu; Carpini diğer seyyahlar veya elçilerden farklı olarak Moğolların özelliklerini ayrıntılı bir biçimde ele almış. Kitapta 8 bölüm halinde ve şu başlıklar alında incelenmiş;

  1. Moğolların Yurdu,
  2. Moğol Halkı,
  3. Moğolların Dini Törenleri,
  4. Moğolların Örf ve Adetleri,
  5. Moğol İmparatorluğu,
  6. Moğolların Harp Sanatı,
  7. Zapt Edilen Ülkeler,
  8. Moğolların Püskürtülmesi

Ayrıca dokuzuncu bölüm olarak da başlangıcından sonuna varana kadar seyahat boyunca yaşadıklarını, geçtikleri yerleri, başlarından geçenleri anlatmış.

Carpini 22 Temmuz 1246’da bugünkü Polonya ve Rusya toprakları üzerinden Moğol İmparatorluk sarayına ulaşır. 13 Kasım 1246’da Moğolların yanından ayrılır ve ülkesine döner. Aklımda kalan en çarpıcı noktalar Moğolların yaşantıları ile ilgili, bir de tabi ki kale kuşatmaları. Cengiz Han’ın töresine son derece sahip çıkıyorlar. Öyle ki su ile elbise yıkamak yasak. Yemekten sonra el yıkamak âdeti yok. Yemek kaplarını dahi yıkamayıp sadece kemik suyuna daldırıyorlar. Etten başka bir şey yemiyorlar. Kendilerini dünyanın diğer milletlerinden üstün tutuyorlar. Öyle ki gelen elçilere bile çok az yemek veriyorlar, aç bırakıyorlar.

Kuşattıkları kalelerde ele geçirdikleri herkesi öldürüyorlar, sadece seçtikleri güzel kızları yanlarında götürüyorlar. Kale halkını onları öldürmeyeceklerine ikna edip teslim olmalarını sağlasalar bile sözlerini tutmayıp hepsini baltalarla katlediyorlar.

Son derece inatçılar, bir kaleyi almak için her türlü yöntemi deniyorlar. Kaleye giremezlerse kuşatıp aç bırakıyorlar. Yine alamazlarsa yakından geçen nehir varsa onun yolunu değiştirip kale halkını boğuyorlar. O da yoksa tünel kazıp içeri giriyorlar. Carpini’nin oralarda olduğu sırada 12 yıldır aralıksız kuşatılan ve halen kuşatma altında olan kaleden dahi söz ediliyor.

Hakanlarına ise tam itaat içindeler. Kitaptan çok sarsıcı bir hikâyecik ise şu benim için;  uzun bir süre kaleyi kuşatıp alamamışlar. Bir süre sonra Moğol ordusunda erzak sıkıntısı başlamış ve aç kalmışlar. Cengiz Han’ın emri üzerine her askeri birlik (on askerden ibaret) arasından birini seçecek ve o kişi öldürülecek. Öldürülen kişinin etini yiyecekler ve kuşatma devam edecek. Ve bu emir uygulanıyor hem de başarıyla. O kale de daha fazla direnemiyor ve alınıyor.

Bu kitabın yazılmış olması ile batılıların bizden farkını biraz bu noktada anlıyoruz aslında. Dünyayı kasıp kavuran ve kendilerine doğru gelen büyük bir tehlike var ve bunun üzerine elçiler, seyyahlar gönderip yazılı metinler, raporlar çıkararak bilimsel metotlarla problemin ne olduğunu analiz ediyorlar ve oradan çözüme gitmeye çalışıyorlar.  Bizim kültürümüz ne yazık ki bu anlayıştan çoğunlukla uzak kalmış.

Carpini kitabında zaman zaman efsanelere ve gerçeküstü kişi ve olaylara değiniyor. Bu ise bize Carpini’nin anlatılan olaylardan etkilendiğini gösteriyor.

Kitabı okurken ve öncesinde Celal Hocadan hikâyesini dinlerken “kesinlikle güzel bir film olurdu bundan” demişimdir. Benim açımdan keyifli bir okuma oldu.

Kitap okuyalım, çocuklarımız bizim peşimizden geleceklerdir, muhakkak.


Tags:  moğollar ,   tatarlar ,  plano carpini


Ebülten

Haftalık Ebültene Abone Olun, Laravel hakkında gelişmelerden haberdar olun.