Murasaki Shikibu’nun Günlüğü - Murasaki Shikibu

Murasaki Shikibu’nun Günlüğü - Murasaki Shikibu

Bundan bin (1000) yıl önce Japon Sarayında nedime olan bir kadın başından geçenleri, gördüğü, yaşadığı olayları anlatsaydı okumak istemez miydiniz? Sorunuzun cevabı evet ise o zaman bu kitabı okumalısınız.

Bende elime kitabı alınca bu merak duygusu ile Murasaki’nin anlatacaklarını dinlemeye koyulmak için büyük bir iştiyak içindeydim. Heyhat, sağ olsun Esin hanımın tam 45 sayfalık ön açıklamalarından öte yana geçmek ne mümkün. Çevirmen bu eseri Japonca aslından çevirmiş ki bu büyük şans Türk okurlar için. Kitabı daha iyi anlamak adına Murasaki’nin kim olduğu, Heian Dönemi Japonya’sı başta olmak üzere pek çok unsura ilişkin ayrıntılı açıklamalar yapmış. Yetinmemiş kavramların Japon harfleriyle yazımına da yer vermiş. Hiç şüphesiz okuruna verdiği değer açısından çevirmen ve yayınevi alkışı hak etmişler.

Ancak küçük bir eleştiri yapmam gerekiyor; dipnotlar yerine kitabın sonuna 20 sayfalık “EKLER” isimli bölüm oluşturup dipnotlarda bulunması gereken açıklamalar en arkaya konmuş. Bu ise okumayı biraz yavaşlatıyor doğrusu.

Uzun girizgâhtan sonra kitapta anlatılanlara dönersek ilgi çeken ayrıntılar var. Kadınların Çince öğrenmesinin ve siyaset bilmesinin aynı zamanda konuşmasının ayıp sayılması, yüzlerini Müslüman toplumlardakine benzer şekilde olabildiğince saklamaları, gizlenmeleri gibi.

Bin yıl önce de kadınlar birbirini kıskanıyor ve rekabet ediyorlar, bugünkünden farksız olarak. Ve görülüyor ki çağlar geçse de insana özgü duygu ve davranışlar hep kalıcı. O dönemde iyi şiir yazabilmek bir üstünlük göstergesi ve herkes meramını şiirle ortaya döküyor. İlginç olan noktalardan birinin de yasak bazı renklerin elbiselerde kullanılamaması. Tabii önemli kişiler özel durumlarda bu yasağın dışında tutulabiliyor. Soylular arasında da hiyerarşik sınıf katmanları söz konusu, saraydaki törenlerde hediyelerin değeri bu sınıflara göre değişiyor. Üst sınıftakiler daha değerli hediyeler alabiliyorken alt sınıftakiler daha ucuz hediyelere sahip olabiliyor.

Sarayda çok sayıda nedime mevcut, sürekli çeşitli isimler altında törenler icra ediliyor. Murasaki (bu gerçek adı olmayabilir) iyi niyetli ve oldukça melankolik (o dönemdeki tüm saraylı nedimeler ve kadınlar gibi) birisi. Dönemin şartları kadınları buna zorluyor saraydaki kadınları. Girişte çevirmenin anlattıklarına bakılırsa o yıllarda saraylı kadınlar arasında günlük tutmak çok yaygın. Murasaki’yi farklı kılan ise sanırım sadece kendi iç dünyası ile sınırlı kalmayıp çevresinde gördüklerini ayrıntılı tasvirlerle anlatmış olması.

Bu kitaptaki bilgiler vasıtasıyla Japon Kültürüne bir nebze yaklaşmış oluyoruz. “İnsanların Kalbinin Hali: Sonuç” başlıklı bölüm benim kitapta en çok dikkatimi çeken yer oldu.

“Bir kadında zarafet ve çekiciliğin temeli, hoş, nazik, sakin ve kontrollü olmaktır. Ne kadar havai, hoppa olsalar da, sağlam karakterli olup, çevrelerindeki insanları zor duruma düşürmedikleri sürece kimse onlardan rahatsız olmaz.

Ancak kendini diğer insanlardan farklı gören ve öyle davranmayı alışkanlık haline getirmiş bazıları, bu hallerini başkalarını rahatsız hissettirecek kadar abartırlar. Böylece ne kadar dikkat ederlerse etsinler, kendileri de ilginin odağı olur. İnsanlar onların yaptıkları, söyledikleri her şeyde bir kusur arar, oturuşlarına, kalkışlarına kadar. Bunlar gibi, söyledikleri tutarsız, her şeyde hemen başkalarını suçlamayı alışkanlık haline getirmiş insanlarda aynı şekilde dikkatlice dinlenip izlenir. İnsanların bu tür hataları olmadığı sürece, küçük dedikodulara kulak asmayıp nezaketen de olsa iyi davranmak geçer içimden.

Bir insana kötülük ederseniz; bilerek kırarsanız ya da düşüncesiz bir hareketinizle kötülük yaparsanız, başkalarıyla alay edip gülerseniz herkes sizden uzak durmaya çalışır. Bazı insanlar o kadar iyi niyetlidir ki, kendilerini hor gören kişileri bile önemserler. Ama bu herkesin yapabileceği bir şey değil.”

Yüzlerce yıl öncesinden de olsa Japon kültüründen de gelse aslında ne kadar da evrensel olduğunu görebiliyoruz bu duygu ve düşüncelerin.

Anlamadığım iki şey oldu bu kitapla ilgili olarak; “Murasaki Shikibu’nun Günlüğü” ismi verilen bu kitabı bizler “Murasaki Şikibu’nun Günlüğü” olarak okuyoruz. Neden İngiliz alfabesine uygun düşen “şe” sesi için “sh” kullanıldı da doğrudan “ş” harfi kullanılmadı ? Bu kitap japonca aslından Türkçeye çevrildi oysa ki. İkincisi de yukarıda da sözünü ettiğim gibi dipnotlar neden en arkaya konarak okuma zorlaştırıldı?

Umarım cevabını bulabilirim bu sorularımın, ancak son söz olarak kitabın bana çok doyurucu gelmediğini itiraf ediyorum. Herkese tavsiye edebileceğim türden bir eser değil.


Tags:  


Ebülten

Haftalık Ebültene Abone Olun, Laravel hakkında gelişmelerden haberdar olun.